SEZAİ KARAKOÇ’UN KALEMİNDEN MEHMET ÂKİF

Şub 1, 2013 by

SEZAİ KARAKOÇ’UN KALEMİNDEN MEHMET ÂKİF

 Emine Neşe Demirdeler

Bireysel duyuşun lirizm ve metafizik temelinde vücut bulduğu şiirleriyle, Türk edebiyatının önemli şairlerinden biri olan Sezai Karakoç, 1950’li yıllardan itibaren şiir alanında eserler yazmaya başlayarak edebiyat dünyasına adım atışının ardından, edebiyatımıza yalnızca şair kimliğiyle değil, eleştirmen, çevirmen, öykücü ve denemeci kimlikleriyle de pek çok eserler vermiştir.

Şairin üç araştırma-inceleme kitabından biri olan Mehmet Âkif adlı kitabı, şair Mehmet Âkif Ersoy’un hayatını, inanç ve düşünce oluşumunu, eserlerini ve dünya görüşünün eserlerine etkisini ortaya koyan, Türk edebiyat dünyası için dikkate değer bir metin olarak görülmelidir.

Kitabın ilk baskısı 1968 yılında Yağmur Yayınları’ndan çıkmıştır. İkinci baskıdan itibaren Diriliş Yayınları’ndan çıkmaya başlayan eserin bizim okuduğumuz nüshası onuncuSezai Karakoç. görsel. baskısıdır.

Eserde “Hayatı, İnanç ve Düşünce Oluşumu, Savaşı” başlığıyla şairin hayatı, fikrî dünyası çerçevesinde sunulmuş, “Şiiri” başlığı ile de şiirinin Türk edebiyatındaki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. Kitabın kalan bölümlerinde de Mehmet Âkif Ersoy’un şiirlerinden seçkiler yapılmıştır.

Sezai Karakoç, Mehmet Âkif’in hayatını onun fikrî gelişim süreci ile beraber verir. Hayatı hakkındaki detaylara ana hatlar dışında fazla girmemiştir. Onu Mehmet Âkif yapan unsurları, çocukluğundan itibaren onu etkileyen ve şekillendiren şeyleri dünyevî detaylardan üstün görerek “Hayatı” bölümünü oluşturmuştur.

 Mehmet Âkif adlı eserin 27 sayfa süren “Hayatı, İnanç ve Düşünce Oluşumu, Savaşı” başlıklı bölümünde şairin şahsiyeti, fikrî olgunlaşma süreci ve karakter özellikleri ayrı başlıklar altında değil, tek bir metin halinde incelenmiştir. Metinden hareketle şu söylenebilir ki, Sezai Karakoç, İstiklâl Marşı şairinin şahsiyetine hayranlık duymakta, bu büyük düşünce ve sanat adamını takdirle anmaktadır. Ona göre Mehmet Âkif, milletin varoluş sancılarını hissetmiş, dönemin feryatlarını, çığlıklarını adeta kendi ruhunda duymuş, gerçek bir mütefekkirdir.

Sezai Karakoç, Mehmet Âkif Ersoy’un hayatını anlatırken önce çocuk Âkif’in içinde bulunduğu İstanbul’un siyasi ve sosyal açıdan panoramik bir resmini çizer. Ona göre bu küçük çocuk, “bir imparatorluğun gözbebeğinde, İstanbul’un kalp noktasında” dünyaya gelmiştir. Şair, “Doğu İslamlılığının, Batı İslamlılığının ve Merkez İslamlığın” merkezinde, bir çocuğun ilk duyuşta asla anlamlandıramayacağı kelimelerin yankılandığı bir devirde, yine bir çocuğun kaldıramayacağı hassasiyetleri ister istemez sırtlayarak “çocuk aklının meçhulü çözme azabını” tadar.

Abdülaziz’in ölümünün ardından, çocuk Âkif okulda yeni bir padişahın adını duymaya başlar.  Bu şekilde çocuk Âkif yavaş yavaş, devleti derleyip toparlayan bir hükümdarın yönettiği bu ülkenin merkezinde ve merkezin de kalbi olan Fatih semtinde, fark etmeden kendi varlığının temellerini atar.

Karakoç’a göre birinci dönem olarak adlandırılan “okul dönemi” şairin özünü oluşturur. Okul sonrası dönem, yani ikinci dönem de bu özün şahsiyet halini alma sürecidir. O artık yavaş yavaş bir şair, bir ülkü adamı olmuştur. 1908’de İstanbul Üniversitesi Darülfünunu’nda edebiyat müderrisliğine kadar ilerler. Aynı yıl Meşrutiyet ilan edilir ve Mehmet Âkif kendini İslamcı cereyanın ortasında bulur.  Bu dönemde yazdığı her metin ile hakikatleri anlatmaya çalışırken, İslam kültüründen gelen bir kitlenin özünden koparılışını keder içinde izler.

Karakoç, 1908-1918 yılları arasını “Mütefekkir Âkif” dönemi olarak tanımlar. Şair, bu dönemde batıya ve doğuya seyahatler yapar. Fikirleri tam manasıyla olgunluğa erişir. Batıcılarla ve Türkçülerle yazıları ile fikir savaşındadır.

1918 yılında artık gerçek bir savaş ülkeyi ablukası altına almıştır. Savaşla beraber geçen dört yılın ardından Mehmet Âkif ve arkadaşları için artık gündelik hayat yoktur. O, artık kendisini tamamıyla ideallerine adamıştır. Sırat-ı Müstakim’le doğru yolu göstermeye çalışmış, “Bülbül” şiiri ve İstiklal Marşı ile o günlerin bir daha yaşanmaz macerasını kaleme almıştır. Savaş kazanıldıktan sonra uzaklaşılan İslam ve doğu da artık onun fikri hayatını meşgul eder, bir seferberlik halinde batıya has unsurlarının dayatılmasını kederle karşılar.

Mısır’a gider ve yıllarca geri dönmez. Mısır, onun için ümit verici bir İslam ülkesi olarak kabul edebileceği tek hizmet yeridir. Altı yıl Mısır’da kalır. Ölmeden önce hayata veda edeceğini hissetmiş gibi sezgisel bir özlemle yurda döner. 1936 yılının Aralık ayının 27’sinde, 63 yaşında yaşamını yitirir.

Sezai Karakoç’a göre Mehmet Âkif’in değerleri onun hayatını destansı kılar. Uğruna yaşadığı hürriyet ve adalet kavramlarını temel alarak Türkçülerin ve özellikle de Batıcıların sistemsiz hamlelerine karşı İslam düşüncesi çerçevesinde çıkış yolları arayan Âkif, gidişat önü alınmaz bir hal aldığı zaman içine kapanır ve kendini tasavvufa verir. Bu durum Mehmet Âkif’in münzevi bir tarafı olduğunun da çok net bir kanıtıdır. Çünkü Karakoç’a göre o bir fikir savaşçısı, bir kahraman olduğu kadar aynı zaman da bir şairdir de.

Sezai Karakoç, Mehmet Âkif Ersoy kadar şiir ve hayatı birbirinin içine sokmuş bir şair daha olmadığını ifade eder ve Mehmet Âkif’in şiirlerinin yeteri kadar analiz edilmediğini üzülerek belirtir.

Karakoç, Mehmet Âkif şiirinin zamanını “şimdi” olarak tanımlar. Onun şiirlerinde konu edilen zaman “şimdi”dir. Tarihte olan biten her şey tüm getirdikleriyle ve götürdükleriyle bir “şimdide” toplanır ve bu “şimdiler” birer tablo halinde şiirinde vücut bulur. O, millet için bir gelecek çizmemiş, hayal etmemiştir. Geçmiş zamanı da karşılaştırmalar için kullanır. Ona göre mühim olan bir milletin şimdiki durumudur. Şiirlerinde toplumun şimdiki zamanını bütün cepheleriyle verir. Anlattıkları zaman zaman hikâyeleşir ve bu durum onun asıl amacına uygun bir sonuç ortaya çıkarır. Karakoç’a göre o, hayatın acı tablolarını gözler önüne sermekten sakınmaz. Bunları yaparken zaman zaman realist, hatta natüralist bir tavır takınsa da realizmi Fransız realistleri gibi yalnızca bir sanat tekniği olarak kullanmaz. O, realizmi idealini gerçekleştirmek, toplumun bulunduğu noktayı gözler önüne sermek için bir araç olarak kullanır. Karakoç, Mehmet Âkif’in şiirini “şehri, insanı, sokağı, kahvesi, bütün sefaletiyle bir toplumun, şark ülkelerinin acı manzaraları ve bunu bir taraftan delip öbür tarafına geçen bir projektör aydınlığında gösteren bir gün ışığı” olarak tanımlar. Bunu yaparken İslam ve realite kelimelerinin Mehmet Âkif şiirini özetleyen iki kelime olduğunu da ekler.

Ayrıca Sezai Karakoç, Mehmet Âkif şiirinin Doğu manzum hikâyeciliği, Batı realizmi, İslam ideali, trajik bir dönemden geçmekte olan bir devlet ve millet ve şairin pozitif bilimlere olan yakınlığı olmak üzere beş ana faktörden oldukça etkilenmiş olduğunu ifade eder.

Karakoç’a göre Mehmet Âkif, Sâdi hikâyeciliğini modernleştirir ve bireye değil topluma seslenir, sanatını da roman sanatındakine benzer bir realizmle yoğurur.

Karakoç, Mehmet Âkif’in şiirini bir günlüğe benzetir. O,  bu günlüğün bir kişinin değil bir milletin günlüğü olduğunu ifade eder ve bu günlüklerde bir toplumun her halinin her boyutuyla vermeye çalışılmış olduğunu ekler.  Ona göre Mehmet Âkif bu günlüklerde, 1908 yılında ne kadar yanlış bir adım atıldığını adeta bir feryat gibi anlatmıştır. Savaş yıllarında ise bir milletin gündelik hayatının bittiği, destansı yaşayışların başladığı bir dönem gelmiştir. Âkif’in şiiri milletin ruhunun bizzat kendisidir ve bu nedenle bu gelişmelerle beraber onun şiiri de birden destanlaşır. Ne zamanki Dünya Savaşı ve İstiklal Savaşı sona erer, Mehmet Âkif susar. Karakoç’a göre bu susuş, bir tepki, bir protesto mahiyetindedir.

Mehmet Âkif’in Mısır’a gittikten sonra yazdığı şiirler ise ölüm temasına yakındır. Karakoç’un deyimiyle hayattan ve zamandan kopuş, metafiziğin kendini duyuruşudur. Tasavvuf da bu durum ile şairin hayatında daha çok yer edecektir. Karakoç’a göre Mehmet Âkif artık, sonsuzluğu yalnız dinin edebileştireceğini anlamıştır.

Sezai Karakoç, Mehmet Âkif şiirinin en önemli öğesi olan Safahat’ı sosyolojik bir bakışla vasıflandırır. Bu bakışla denebilir ki Mehmet Âkif sanki belli bir plan yapmış ve onu uygulamaya koymuştur.

Karakoç, Mehmet Âkif’in şiirlerini angajman, yani bağlantı açısından başarılı bulur. Bunun en büyük sebebi Âkif’in samimi dünya görüşünü sanatı ile yoğurmuş olmasıdır. Buna eklenen realizm de bu başarıyı pekiştirmiştir. Karakoç’a göre onun şiirinde fikir, eşya ve zaman muazzam bir kaynaşma halindedir. Güdümlü edebiyatın aksine Âkif’in şiiri ile şiirinin tezi arasında mesafe yoktur. Bu durum ancak, bahsi geçen samimiyet unsuru ile gerçek olabilir.

Mehmet Âkif, vezin olarak ise İslam edebiyatının müşterek vezni olan aruzu kullanmıştır. Sezai Karakoç bu durumu Mehmet Âkif’in yetiştiği çağda halk şiiri dışında kullanılan tek veznin aruz olmasına bağlar. Karakoç’a göre Âkif, divan şairlerinden ayrı olarak aruzu realist çizgilerle sunmuş ve Türk diline tatbik etmiştir.

Bir şairi farklı açılardan en iyi şekilde anlayabilecek ve onun edebiyat dünyasındaki yerini en başarılı şekilde yorumlayacak kişi şüphesiz ki yine bir şairdir. Sezai Karakoç, Mehmet Âkif adlı bu eseri ile bir milletin en sancılı dönemlerinde ona ayna tutan bir önemli fikir adamı ve şairi yine bir şairin gözünden tanıtmış, edebiyat dünyamıza katkı sağlamıştır. Mehmet Âkif Ersoy’un hayatı, sanatı ve eserleri üzerine yazılmış pek çok kitap, yapılmış pek çok önemli çalışma olmasına rağmen hakiki şiiri bilen, duyan ve yaşayan bir edebiyat adamı tarafından yazılan bu eser, edebiyatımızın atlanmaması gereken bir inceleme çalışması olarak edebiyat tarihimizdeki yerini almıştır.

Leave a Comment