Cahit Külebi ve Şiiri

Eki 8, 2012 by

Cahit Külebi ve Şiiri

CAHİT KÜLEBİ ve ŞİİRİ / Prof.Dr. İsmail Çetişli

Hürdünya Şahan

1930 sonrası Türk şiirinin önemli isimlerinden biri olan Cahit Külebi için, yeni Türk şiiri incelemelerinde farklı değerlendirmeler yapılmıştır. İnci Enginün onu, 1940-1960 arasında eser veren “Garip hareketinin dışında kalanlar” grubu içerisinde, memleket edebiyatını devam ettiren şairlerden biri olarak değerlendirmiş(Enginün 2003: 90); Şerif Aktaş, “1940’lı yıllarda yazı faaliyetine başlayan, fakat şair kişiliklerini 1950’den sonra kabul ettiren”ler grubuna dâhil etmiş(Aktaş 1992: 516); Ahmet Kabaklı, 1940 sonrası “Bağımsız Şairler” grubuna dâhil etmiştir(Kabaklı 1978: 118).

Günümüze kadar Cahit Külebi üzerine pek çok yazı, makale kaleme alınmış, lisans tezleri yapılmış, iki tane de kitap yayımlanmıştır. İlki Muzaffer Uyguner tarafından kaleme alınan Cahit Külebi adlı çalışma diğeri ise Vecihi Timuroğlu’nun  Cahit Külebi (Hırçın ve Lirik) adlı çalışmasıdır.

Prof. Dr. İsmail Çetişli’nin ilk baskısı 1998 yılında Akçağ Yayınları tarafından yayımlanan Cahit Külebi ve Şiiri adlı monografik karakterli çalışmasının genişletilmiş ve gözden geçirilmiş 2. baskısı 2012 yılında yine aynı yayınevi tarafından yayımlanmıştır.

Eser Ön Söz, Giriş, Sonuç, Bibliyografya, Cahit Külebi’nin Kitaplarına Girmeyen Şiirleri, Belgeler ve İndeks bölümleri dışında 4 ana bölümden oluşmaktadır: 1. Bölüm Cahit Külebi’nin Hayatı, Fikirleri, Mizacı ve Eserleri, 2. Bölüm Cahit Külebi’nin Şiirlerinde Muhteva, 3. Bölüm Cahit Külebi’nin Şiirlerinde Yapı, 4. Bölüm Cahit Külebi’nin Şiirlerinde Dil ve Üslûp.

Eserin Giriş bölümünde Yeni Türk Şiirine Genel Bir Bakış başlığı altında “Külebi’nin şiiri ve Türk şiirindeki yerini daha sağlıklı bir biçimde tespit ve izah edebilmek amacıyla” (s.17) başlangıcından günümüze Türk şiiri üzerinde durulmuş ve Cahit Külebi’nin bu panorama içerisindeki yeri neresidir? sorusunu kendisine hareket noktası olarak belirleyen Çetişli, bu bölümde genel panoramayı vermiş ve sonuç bölümünde Külebi’nin şiirlerini değerlendirdikten sonra sorusunun cevabına yer vermiştir.

Çalışmanın asıl kısmını oluşturan dört bölümden ilkinde Külebi’nin hayatı, fikirleri, mizacı ve eserleri geniş ve ayrıntılı bir biçimde ele alınmıştır. İlk olarak hayatından başlayan Çetişli, “Hususî ve Memuriyet Hayatı” alt başlığında doğumundan ölümüne kadar ayrıntılı bir şekilde Külebi’nin hayatına yer vermiştir.   “Edebî Hayatı” kısmında ise öncelikle şairin şiire yöneldiği sosyal, kültürel ve edebî çevreyi değerlendiren Çetişli, hemen hemen bütün sanatkârlar için, içinde yaşadığı sosyal, ekonomik, kültürel ve edebî ortamın sanatkârlıklarında tesiri olduğu görüşünden hareketle Külebi’nin şiire yönelmesinde etkili olan unsurları ortaya koymaya çalışmıştır. Külebi, “ aslen Erzurumlu bir ailenin çocuğudur.  Özellikle baba tarafından ‘ aydın-bürokrat’; anne tarafından da ‘zengin’ olarak niteleyebileceğimiz ‘ağa’ bir aileye mensuptur. “(s. 66) Denilebilir ki Külebi’nin içinde büyüdüğü aile, dönemin sosyo-kültürel durumu bakımından iyi bir konumdadır. Memur bir baba ve oğlunun iyi bir tahsil görmesi için oldukça titizlenen bir anne, üç kız bir erkek kardeşiyle doğup büyüyen şairin kendini ve çevresini tanıması Zile yıllarına dayanır. Şairin edebiyatla tanışması da bu yıllarda babasının bir akşam ona getirdiği üç kitap vesilesiyle gerçekleşir; Altın Işık, Altın Çiftlik ve Çocuklar Cenneti. Külebi’nin şiire olan asıl ilgisi Sivas Lisesi yıllarına dayanır ve bu yıllarda ilk şiiri “ Gurbet Acısı”, Toplantı dergisinde M. Cahit imzasıyla 1933’de yayımlanır. Sivas Lisesi yıllarında Ahmet Kutsi Tecer, Âşık Veysel, Ali İzzet, Meslekî Tâlibî, Ağa Dayı gibi şairler ona elverişli bir ortam hazırlarlar. Sivas Lisesi’nin ardından yüksek öğretim için İstanbul’a gelen Külebi için fakülte yılları bir hayli önemlidir. “Baudelaire, Rimbaud, Verlaine gibi önemli Fransız şâirlerini; Daudet, Sartre, Villion, Sâdî, Hâfız gibi şahsiyetleri ve Yedi Askı’yı bu dönemde okumuş” tur. (Çetişli, 72) Ayrıca dönemin kültür ve sanat dünyasıyla yakın ilişkiler kurması da yine bu yıllardadır. Fakültede sıra arkadaşı Behçet Necatigil’dir. Bu dönemde Orhan Veli, Sabahattin Kudret Aksal, Ceyhun Âtuf Kansu gibi dönemin önemli şairleriyle yakın ilişkiler kurar. Büyük dergilerde yayımlanan ilk şiiri ise 1935 yılında Yücel dergisinde yayımlanan “Gidene” adlı şiiridir. Ardından 1938’de Varlık dergisinde Nazmi Cahit imzasıyla “Haziran” adlı şiiri yayımlanır ve şair edebî hayatı için bu tarihi başlangıç kabul eder.

1938’den sonra şairin yazı hayatı hız kazanır, “aynı yıl Gençlik dergisinde Mahmut Cahit imzasıyla iki; Nazmi Cahit imzasıyla iki; ardından da Cahit Külebi imzasıyla Sokak dergisinde- birinci sayısında “ İstanbul”; ikinci sayısında “ Masaldaki Çocuk, Masaldaki Yalnızlık ve Yaşamak ( Sevda)- dört şiir yayımlatmıştır. Bunlara Varlık’ta yayımlanan dört şiiri ( Yorgunluk, Yaşamak I, II, İlkbahar Geldi)” ( s. 74) de dâhil eden Çetişli, 1940 yılının Külebi’nin çıkış yılı olarak kabul edilebileceğini söyler. Külebi ilk şiirini yayımladığı tarihten on dört yıl sonra 1946’da ilk şiir kitabı Adamın Biri ‘ni yayımlar. Külebi için bu tarih çıraklık dönemini tamamladığına inandığı tarihten dokuz yıl sonrasıdır.  Bu tarihten itibaren sırasıyla 1949 Rüzgâr, 1952 Atatürk Kurtuluş Savaşı’nda, 1954 Yeşeren Otlar, 1956 Süt, 1973 Türk Mavisi, 1980 Yangın, 1991 Güz Türküleri kitapları yayımlanır.

İsmail Çetişli, bu bölümün sonunda “Eserleri” başlığı altında Külebi’nin şiir kitapları, nesirleri,  çevirileri, yabancı dillere çevrilmiş eserleri (İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, Rusça, Romence, Bulgarca, Flemenkçe) ve dergilerde yayımlanmış şiirlerinin kronolojisine yer vermiştir.

Bu bölümde “Edebî Fikirleri” ana başlığı altında şairin şiir, şiirde konu, yapı, dil, üslûp, şiirin geleceği hakkındaki görüşlerine yer verilmiş, devamında “Diğer Konular” ana başlığı altında edebî akımlar, sanatkâr-devlet ilişkisi, ödüller, tenkît, Türk edebiyatı, Divan edebiyatı, Halk edebiyatı, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e, dil (Türkçe), edebiyat eğitim ve öğretimi konularına dair düşünceleri aktarılmıştır.  Şairin mizacına ait bazı hususiyetlere yer vererek bitirdiği bu bölümde Çetişli, şairin özel ve edebî hayatına dair genel bir portre çizmiştir denilebilir. Eserin asıl içeriğini oluşturan Külebi şiirinin özellikleri, sonraki bölümlerde metinlerden hareketle ayrıntılı bir biçimde muhteva, yapı, dil ve üslûp başlıkları altında değerlendirilmiştir.

Eserin “Cahit Külebi’nin Şiirlerinde Muhteva” başlıklı ikinci bölümünde Çetişli, Külebi’nin şiirlerinin temelde iki ana muhteva ekseni merkezinde vücut bulduğunu söylemektedir. Bunlar; “ben” merkezli şiirler ve “sosyal” merkezli şiirlerdir. Yazara göre birinci grup; şairin ferdî “ben”inin ifadesine tahsis edilen şiirler, ikinci grup ise; ferdî beninin dışındaki tabiat, hayat, insan, olay ve durumların ifadesine tahsis edilen şiirlerdir. İsmail Çetişli Külebi’nin şiirlerini muhteva açısından “Ferdî Temalar” ve “Sosyal Tema ve Konular” olarak iki ana başlık altında incelemiştir. Ferdî temalı şiirler kendi içinde tasnif edilmiş ve belli başlıklar altında incelenmiştir. Bu bölümdeki şiirler, sevgi, özlem-ayrılık, cinsellik, kadın güzelliği, yaşama sevinci, gurbet-yalnızlık, öte duygusu, yaşlanma duygusu, bedbînlik, ölüm, tabiat, sanat temalı şiirler olarak belirlenmiş en çok karşılaşılan temadan en aza doğru bir inceleme esas alınmıştır. Yazara göre şair, şiirlerinin önemli bir kısmında dikkatini ve sanatkâr duyarlılığını ferdî beninden uzaklaşarak içinde yaşadığı dış dünyaya ve topluma yöneltmiştir. Yazar bunun neticesinde vücut bulan şiirleri “Sosyal Tema ve Konular” başlığı altında değerlendirmiştir. Sosyal muhtevalı şiirleri kendi içinde üç alt gruba ayrılmıştır. Bunlar memleket, yozlaşma ve portrelerdir. Yazara göre, söz konusu üç alt grup içinde en geniş yeri şairin memleketine duyduğu derin sevgi ve bağlılıktan doğan memleket konulu şiirler alır. Çetişli belirlediği her temayı şiirlerden hareketle ayrıntılı bir şekilde incelemekte ve  Külebi’nin şiirlerinde çoğu zaman “ben”inin anlatıldığı şiirlerde toplumu, toplumun anlatıldığı şiirlerde de “ben”ini bulmanın mümkün olduğunu söylemektedir. “Çünkü Külebi’de ferdî ben ile onun dışındaki insan veya dünya arasında çok sıkı ilişkiler vardır. O, tamamıyla fildişi kuleye çekilip şiir kozasını örme iddiası ve mizacında olan bir şair değildir.” (s.130)

Eserin üçüncü bölümü Külebi’nin şiirlerinin yapı bakımından incelenmesine ayrılmıştır. Şairin bütün şiirleri yapıları bakımından tasvir, tahlil ve tasnif edilmiştir ancak bu inceleme sadece dış yapıyla sınırlı kalmamış metni var eden dış ve iç yapı ele alınarak bütüne ulaşılmaya çalışılmıştır. Külebi’nin şiirde yapı hakkındaki görüşlerine de yer veren Çetişli, şairin yapı kavramına yüklediği anlamın da incelemede esas alınan dış ve iç yapının oluşturduğu bütün olduğunu ifade eder. Şaire göre yapı, “biçim ile özün sihirli” birleşiminden oluşur. Bu birleşimi ortaya koymaya çalışan Çetişli, bu bölümde Külebi’nin şiirlerini ilk olarak “ Nazım Şekli” başlığı altında incelemiş ve şiirlerini dış yapılarının uzunluk-kısalıkları bakımından tasnif etmiştir. “Nazım Birimi” başlığı altında ise Külebi’nin şiirlerinde nazım birimi olarak, farklı mısra birlikleri imkânından faydalandığını ifade eden Çetişli, son olarak şiirleri “Vezin, Kafiye, Redif” başlığı altında incelemiştir. Şaire göre,” kafiye ve redifte esas olan, mısra sonlarındaki ses benzerliği; şiirin belli bir musikisi ile okuyucunun kulağını doldurmasıdır.”(s.238) Çetişli, şairin yapı ve yapı unsurlarının kullanımı ile bunların muhteva, dil ve üslûpla bir araya getirilmesinde kendine has bir tavır sergilediğini ve bu bakımdan çağdaşlarından ayrıldığını ifade eder. Çetişli’ye göre Külebi, ne yapı ve unsurlarını tamamen reddederek nesrin ağına düşer, ne de klasik şekiller içinde sıkışır kalır. Belli bir şekle bağlanıp kalmadan şiirinin yapısını arar.

Eserin asıl kısmını oluşturan dört bölümün sonuncusu “ Cahit Külebi’nin Şiirlerinde Dil ve Üslûp” başlıklı bölümdür. Bu bölümde yazar, “öncelikle dil ve dilin kullanım biçimleri”; daha sonra da “üslûbu belirleyen temel nitelikleri” ortaya koymaya çalışmıştır. “Bu anlayış doğrultusunda kelimeden cümle ve mısraya; mısradan nazım birimi, nazım şekli, vezin, kafiye ve redif; lâfız ve mana sanatlarından ritm ve armoniye; bunlardan da bütüne”, Külebi’nin üslûbuna ulaşılmaya çalışmıştır.

Bu bölümde “Dil” başlığı altında öncelikle Külebi’nin şiirlerinin “Kelime Serveti”, şairin şiirlerinde kullandığı kelime kadrosu incelenmiştir. Çünkü Çetişli’ye göre sanatkârın sanat kabiliyeti, dil anlayışı ve dil zevki, hatta dünya görüşü ve mizacı, tercih ettiği kelime kadrosunda kendini sezdirecek ve bu da şairin üslûbunu belirleyen en temel unsurlardan biri olacaktır.

Külebi’nin kelime servetinin kaynağının çok büyük ölçüde yaşayan Türkçe olduğunu ifade eden yazar, şairin şiirlerinde Türkçenin yazı dili ve konuşma dili olarak iki damardan beslendiğini şiirlerinden örneklerle ortaya koyar. Ona göre Külebi’nin dilinde dikkati çeken unsurların başında halk/konuşma dili ve söyleyişinden geniş ölçüde faydalanmış olması gelmektedir. Bunun şiirlerinin de ötesinde en güzel delili “ Köylü dilinde türküler çağırdım.”, “ Gücüm ölçüsünde Anadolu ağzı ile yazdım.” diyen Külebi’nin kendi sözleridir.

“Dilde Değişmeler” başlığı altında ise yazar, altmış yıllık sanat hayatı boyunca büyük ölçüde istikrarlı bir çizgi takip ettiğini söylediği Külebi’nin şiirlerindeki birtakım değişikliklere değinmiştir. Şiirlerinin ilk yayımlanışı ile kitap hâlindeki ilk baskıları; kitaplarının ilk baskıları ile sonraki baskıları ve ilk şiirleriyle son şiirleri arasında bir karşılaştırma yapan yazar, Külebi’nin dilindeki değişmeleri somut bir şekilde ortaya koymuştur.

“Mısra ve Cümle Yapısı” nı da ayrıntılı bir şekilde inceleyen yazar bölümün sonunda Külebi’nin “Üslûp” özelliklerini de değerlendirmiştir. Ona göre şairin üslûbunun en belirgin özelliklerinin başında “yalınlık, açıklık, sadelik, tabîlik, samimilik” gelmektedir. Külebi’nin temel üslûp özelliklerinden bir diğeri “lirizm”dir. Bununla birlikte şairin şiirlerinde yer yer ironiye de başvurduğunu belirten Çetişli, bu tavrın “humor-hiciv arasında veya hoşgörü şemsiyesi altındaki humorla tenkitçi hiciv arasında gidip geldiğini” ifade eder.

Külebi’nin üslûbunu daha net ve açık bir şekilde ortaya koyabilmek için onun kullandığı “ İmaj”lara da değinen Çetişli, şairin şiirlerinde daha çok “ benzetme”nin imkânlarıyla elde edilen imajların ilk dönemlerde kolay çözülüp anlaşılan imajlardan özellikle son dönemlerinde çözümü biraz daha zorlaşan ve oldukça kapalı bir nitelik sergileyen imajlara dönüştüğünü yine şiirlerden hareketle ortaya koymuştur.

Şiir dili ve üslûbunun temel unsurlarından bir şüphesiz ahenk/musikidir. “ Şiir, dil çalgısında yorumlanan bir musikidir.”, “ … şiir öyle bir müzik ki onun çalgısı dildir.” diyen şair için şiirlerinde bu unsur oldukça önemli bir yer tutar. Çetişli bu ahengi oluşturan “ kelime, ibare, mısra, söz dizimi ve cümle yapısı tekrarları; mısra içi (asonans, aliterasyon) ve mısra sonu (kafiye, redif) ses tekrarları ve vezni, benzetmeleri bu bölümde ayrıntılı bir şekilde incelemiştir. Bölümün sonunda “Şahsîlik ve Orijinallik” başlığı altında Külebi’nin üslûbunun onu çağdaşlarından ayıran özelliklerini ortaya koymaya çalışmıştır.

Yazar, Külebi’nin altmış yıllık sanat hayatı boyunca farklı kaynaklardan beslense de bu kaynakları şiirlerinde kendine has üslûbuyla yansıttığı görüşündedir. Şairin üslûp itibariyle beslendiği asıl kaynakların başında Halk edebiyatı ve folklorun geldiğini ifade eden yazar, masal, destan, türkü, tekerleme, halk hikâyesi, Dede Korkut ve Âşık edebiyatı gibi değişik tür ve mekteplerin üslûp ve söyleyiş özelliklerini kendi üslûbu içinde eriterek bir taklitten çok çok öteye götürdüğünü söyler. Yazar, Mehmet Kaplan’ın Külebi’nin şiiri hakkındaki şu görüşlerine de yer vererek düşüncesini desteklemiş olur: “ Öbür şâirler gibi Külebi de üç büyük şiir geleneğinin sırrına ermiştir. Halk şiiri, Divan şiiri, Batı şiiri. Dostlar başlığı altında topladığı şiirler onun hangi kaynaklarla beslendiğini haber verir. (…) Fakat onları keşfetmek son derece zordur. Çünkü Külebi, okuduklarını kanına sindiren insandır. Asla taklitçi değildir. Her şiirde kendini boşlukta hissetmeyen, ne söylediğini bilen olgun bir söyleyiş hissederiz. Bir gelenek içinde yoğrulmadan bu mükemmeliyete ulaşabileceğini sanmıyorum.” (s. 331)

Kitabın “Sonuç”  bölümüne gelindiğinde yazar, giriş bölümünde ve dört ana bölümde yaptığı değerlendirmelerin genel bir özetini sunmaktadır. Çetişli Külebi’yle ilgili incelemesini “Giriş” bölümünde sorduğu “ Cahit Külebi’nin yeni Türk şiiri içerisindeki yeri neresidir?” sorusuna verdiği cevapla bitirir: “ Cahit Külebi, 1923’lerden 1990’lara uzanan dönemdeki Türk şiirinde, gelenek çizgisine ( Millî Edebiyat, memleket edebiyatı)  çok yakın ve millî kaynaklardan ( Halk Edebiyatı, Millî Edebiyat)  beslenen, ama kendine has, ferdî ve orijinal bir şiir kozası örme başarısına ulaşmış bir şairimizdir.” ( s.339)

Eserin birinci baskısında yer alan “Cahit Külebi’nin Kitaplarına Girmeyen Şiirleri” başlığı incelediğimiz baskıda “Cahit Külebi’nin Şiirlerinden Seçmeler” olarak değiştirilmiş ve şairin kitaplarına girmeyen şiirleri yanında şiirlerinden seçmeler de eklenmiştir. İkinci baskıda  “Belgeler” adı altında Külebi’ye ait bazı şahsî ve resmi belgelerle birlikte yazara gönderdiği mektuplara da yer verilmiştir. Son olarak yazar kitabın sonunda geniş bir “ Cahit Külebi Bibliyografyası” ve “İndeks” e de yer vermiştir. Çalışmanın önemli taraflarından biri yazarın genç akademisyen ve araştırmacılara yol gösterecek olan geniş bir bibliyografyaya yer vermesidir.

İsmail Çetişli’nin yeni Türk şiirinin önemli şairlerinden Cahit Külebi’yi ve şiirini tüm yönleriyle ve ayrıntılı bir şekilde akademik bir perspektifle ele aldığı monografik karakterli bu çalışmasının, hem çalışmalarını sürdürdüğü Yeni Türk Edebiyatı araştırmaları sahasına hem de şairin genç nesillere tanıtılmasına önemli katkılar yaptığı düşüncesindeyiz.

KAYNAKÇA

AKTAŞ, Şerif, “Cumhuriyet Devri Türk Edebiyatı”, Türk Dünyası El Kitabı, TKAE Yayınları, Ankara, 1992, C. III.

ÇETİŞLİ, İsmail, Cahit Külebi ve Şiiri, Akçağ Yayınları, İstanbul, 1998.

ÇETİŞLİ, İsmail, Cahit Külebi ve Şiiri, Akçağ Yayınları, İstanbul, 2012.

ENGİNÜN, İnci, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2003.

KABAKLI, Ahmet, Türk Edebiyatı, C.III. Türk Edebiyatı Yayınları, İstanbul, 1978.

 

Related Posts

Tags

Share This

Leave a Comment