Edebiyat-Felsefe İlişkisi

Haz 30, 2012 by

  

                                                                                                                                                                                                                                                     Elmas FERİK       

EDEBİYAT-FELSEFE İLİŞKİSİNE DAİR

Edebiyat ve felsefe, müstakil birer disiplin olarak kendilerini ispat etmiş olmasına, edebiyatla felsefe arasındaki ilişki su götürmez bir gerçek gibi görülmesine karşın; edebiyatla felsefenin yakınlaştığı ve uzaklaştığı noktalara ilişkin tartışma Eski Yunan’dan beri devam etmektedir. Bunda, her iki disiplinin de birbirlerini etkilemiş ve etkiliyor olmalarının yanı sıra, temelde insanî yapıp etmeler kategorisinde değerlendirilmelerinin etkisinin olduğu muhakkaktır. Felsefe, insanın “düşünme” melekesi ile ilgiliyken, edebiyat insanın “kurgulama, yaratma” melekesi ile ilgilidir.

Edebiyat ve felsefe arasındaki ilişkiyi saptama sıkıntısı bugün de güncelliğini korumaktadır. Prof. Dr. Ali Osman Gündoğan, Bizim Külliye dergisinin “Edebiyat-Felsefe” konulu sayısı için kendisi ile yapılan bir röportajda, Derrida’nın edebiyat ve felsefe arasında yapmaya çalıştığı ayrımdan hareketle edebiyatın “kurgusal”lığına dikkat çekerek hayal gücüne dayanan bir söylem olduğunu belirtir. Felsefe için ise “düşünümsel” kavramını kullanan Gündoğan, felsefenin akla dayalı bir eylem olmasına dikkat çeker. Edebiyat sadece zevke hitap edecek noktada durabilecekken, felsefe aklî temellendirmeler ile sonuca gitmek durumundadır (Gündoğan 2011: 10-14). Tabii burada edebiyatın asıl işlevinin ne olduğuna dair yapılan tartışmalar da gündeme getirilebilir. Horatius’un edebi bir metnin “zevk” ve “fayda” prensibine dayanarak inşâ edilmesi gerektiğine dair görüşü, edebiyatın amacının zevke hitap etmek olduğuna dair olan görüşü bertaraf edecek bir nokta olarak düşünülebilir. Gündoğan’ın değindiği bir diğer nokta, edebî bir eserde gündeme getirilecek üslûp kaygısının, felsefede daha geri planda duruyor olmasıdır. Edebiyat daha geniş kitlelere hitap ederken, felsefe daha dar bir alanda etkinlik göstermektedir.

Prof. Dr. İsmail Çetişli ise, aynı dergide yayımlanan “Edebiyat-Felsefe İlişkisi Üzerine” başlıklı makalesiyle konuya başka noktalarda katkıda bulunur. Her iki disiplinin de temelde dil üzerine inşâ ediliyor olmasına dikkat çeken Çetişli, kaçınılmaz bir etkileşimden bahseder. Edebiyatın farklı problemleriyle ilgili teorik/soyut sorular veya konular edebiyat teorisinin alanına girmekte ve aynı alan “edebiyat felsefesi” olarak da anılmaktadır. Öte yandan, felsefenin yüzyıllardır tartışa geldiği meseleler –özellikle Varoluşçuluk (Existansiyalizm) felsefesinin konu edindiği insanın varoluşsal problemleri- edebi esere konu olmaktadır (Çetişli 2011: 29-34).

Edebiyat felsefe ilişkisi konusunda ilgi çekici yazılardan birisi de Vefa Taşdelen imzasını taşıyor. “Edebiyattaki Felsefe Felsefedeki Edebiyat” başlıklı makalesinde Taşdelen, felsefenin edebiyat üzerindeki etkisini “edebiyatın felsefîleşmesi” kavramıyla ifade eder. Felsefenin edebiyata yaklaştığı kanalları ise “tip”, “metafor”, “imgelem” ve “tema” olarak tespit eder. Taşdelen’e göre, “Bir sanat eseri, yarattığı tipin gücü, derinliği, evrenselliği ve insan varoluşunu temsil etme kapasitesi ölçüsünde güçlüdür.” (Taşdelen 2011: 109) Tip meselesini ilk gündeme getiren kişi olarak Aristo’yu nazara veren Taşdelen, onun etik ve estetik değerleri oluşturmada tipe yüklediği misyonu paylaşır. Aristo’ya göre “Sanat, belirli tutku, davranış, düşünüş ve tutumları kendi kişiliğinde cisimleştiren tiplerin, yani eylemde bulunan kişilerin taklididir.” (Taşdelen 2011: 109) Tip, tikel olanın genelleştiği, kavramsallaştığı, giderek bilimsel bir nitelik kazanmaya başladığı alanlardan biridir. “Tiplerin içinde bir yaşantı, bir dünya görüşü, özgün bir duyarlılık vardır. Bu açıdan, onlar, belirli düşüncelerin, belirli felsefelerin ete kemiğe bürünmüş halidir. Kavramlar, tiplerde çözülür, tiplerde varoluşsallık kazanır. Onların felsefi ya da edebi dile çevirisi her zaman mümkündür. Onlar edebiyatta somutlaşırlar, felsefede soyut bir nitelik kazanırlar.” (Taşdelen 2011: 112)

“Bir sözcüğe, kendi özel anlamının dışında bir anlam verilmesi” şeklinde tanımlanabilecek “metafor” u ise, edebi bir metni felsefi yoruma uygun hale getiren bir unsur olarak ele alır.

“Tema” ise, sanatçının eseri var etme niyetidir. Her sanatçı bir şeyler söyleme gayesi ile yola çıkar. Her edebi eserin temelinde evrensele açılan bir duygu bulunur. Edebi eser de işte bu yönüyle felsefileşir.

Son olarak “imge” üzerinde duran Taşdelen, imgeyi “bir işaretler, metaforlar, bir atıflar, telmihler sistemi” olarak ifade eder. İmge, hep bir sis içerisinde ortaya çıkar. O, kendisine anlam verenin ve kendisine verilen anlamı anlayanın niyetine ve yorum gücüne göre bir anlam zenginliğine ve çağrışım gücüne kavuşur (Taşdelen 2011: 118).

Sonuç olarak, edebiyatın dilinin, “sanatsal hale getirilmiş olmasına rağmen” gündelik bir dil olduğu; felsefi dilin ise gündelik dilden kopmuş bir dil olduğu görüşünde bulunur. Taşdelen’in yazısının en önemli tezi, felsefe ile edebiyat arasındaki ilişkinin aslında theoria ve praxis ilişkisi biçiminde olduğu yolundaki görüşüdür.

 

 

 

Kaynaklar:

Çetişli, İsmail (2011), “Edebiyat-Felsefe İlişkisi Üzerine”, Bizim Külliye Dergisi, “Dosya: Edebiyat-Felsefe”, Yıl 2010-2011, Sayı: 46,  Aralık-Ocak-Şubat, s. 29-34.

Gündoğan, Ali Osman (2011), “Ali Osman Gündoğan İle Felsefe ve Edebiyat İlişkisi Üzerine”, Bizim Külliye Dergisi, “Dosya: Edebiyat-Felsefe”,  Yıl 2010-2011, Sayı: 46,  Aralık-Ocak-Şubat, s. 10-14.

Taşdelen, Vefa (2011), “Edebiyattaki Felsefe Felsefedeki Edebiyat”, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl 2011, Sayı: 21, Kış, s. 103-123.

 

Related Posts

Tags

Share This

Leave a Comment